90’lar ve Harbiye

İlk ve ortaokuldaki kompozisyon denemelerini saymaz isek ilk amatör yazarlık denemem olan bu yazı ile ulaşabildiğim herkese merhaba.

Herkesin, hayatında unutamadığı, çok özel bir yere koyduğu “en” lerin yaşandığı dönemleri vardır.

Benim için bu dönem 90’lardır…

Hepsi senin mi… Unutmamalı… Dön bebeğim… (Tarkan)

Araba… Sana ihtiyacım var… (Mustafa Sandal)

Hercai… (Çelik)

Yaparım bilirsin… Vurgunum sana… (Kenan Doğulu)

Delikanlım… (Yıldız Tilbe)

Ve en az bunlar kadar unutulmaz şarkılar  90’lara aitti…

İz bırakan ilk ve ortaokul aşklarını bu şarkılarla yaşadık.

Aşk dediysek…

Duyguların ilan değil en fazla ima edilebildiği, ( şimdiki yüksek özgüvenli ergen ve gençlerin  özgürce ilişkilerini yaşayabilmesi ve  el ele rahatça sokaklarda gezebilmesinin aksine) maşukun (aşık olunan kişi) sadece bir bakışıyla günlerce hayallere dalınan en masum, en saf, en yalansız yaşanan çekingen ama tutkulu aşklardı 90’ların aşkları…

Atarici Mehmet amcanın atari salonunda süreli jetonlu oyunlarda cadı avına çıkılırdı.

Street  Fighter kapışmaları, abimin kulağımdan çeke çeke beni eve götürmesiyle biterdi.

Pazar günleri, Dükkan Abbut dediğimiz belde merkezinde, düğün salonunda “Gençlik Şölenleri” diyebileceğimiz eğlencelere girebilmeniz için ya bilet fiyatını ödemeniz ya da o haftaki organizatörün kankası (organizasyon için sıraya girilirdi ve düğün salonu işletmecisiyle anlaşılırdı.)  olmanız gerekirdi.  (Panpa’lık henüz icat olunmamıştı. )

Bu eğlencelerde dans yarışmaları, çekiliş ve ödüller, tiyatro vb. etkinlikler ile gençler kaynaşırdı. Dostluklar güçlenir, yeni arkadaşlıklar kurulurdu. Gençliğin ateşi ve enerjisi ile ufak tefek gerginlikler de olmaz değildi hani.

Kapitalist batı ile komünist doğu’nun  “soğuk savaş”ının sonlarına doğru Körfez savaşı ortaya çıkmıştı. Bu savaş, büyükler için Saddam efsaneleri, patriot ve scud füzeleri; biz küçükler için ise gece yarıları arka arka ekrana konulan popüler birinci sınıf sinema filmlerini (Karate Kid, İndiana Jones vb. ) büyük bir heyecanla izlemek demekti. (sabahlara kadar yapılan canlı yayınlardan sıkılanlar için olsa gerek… )

Kimyasal silah tehditinin, pencerelerin etrafına naylon muşambalar serilerek bertaraf edildiği yıllardı 90’lar.

Nerde o eski içki abideleri… (Ayyaş deyip dememek arasında kararsız kaldım ama sanırım ayyaş kelimesinin yerini tutacak başka sözcük yok.)

Harbiye’nin veya dost belde Gümüşgöze’nin sokaklarında,kasaplarında ya da köşebaşlarında 24 saat bilfiil alkollü rastlayabileceğimiz, hayatları sadece içmek üzerine kurulu (ne dertleri var idiyse, Allah rahmet eylesin…) bu ayyaş abilerimiz  vecizeleri, tekerlemeleri, hayat üzerine tespitleri ile 90’ların fenomenleri arasındaydılar.

İlk yazımın son tespiti özellikle Harbiye ve Gümüşgöze gençliğinin en temel problemlerinden biri…

(Belki de en temeli…)

Dolmuş şoförüne bir öğrenci alır mısınız demenin gerginliği…

(Dolmuş  şoförü abilerimizin hoşgörüsüne sığınarak… )

İnsaflı dolmuş şoförleri  parayı alır ve  arkasına bile bakmaz.

Ama bazen öyle birine denk gelirsiniz ve  aynadan öyle bir bakışları vardır ki… O bakış ile ruhunuzu bile teslim edebilirsiniz.

Öğrenci tarifesini reddetmek için gösterdikleri  mücadeleyi örneğin herhangi bir vatan millet meselesinde görmek pek mümkün değildir.

Diyaloglar genelde şöyledir…

 

-Bir öğrenci alır mısınız?

+İyi de üzerinde üniforma yok!

 

-Bir öğrenci alır mısınız?

+İyi de şimdi tatil. Tatildeyiz yani olmaz!

 

-Abi bi’ öğrenci alır mısın? (saç sakal birbirine karışmışsa…)

+Ulan senin neren öğrenci?

-Kimlik var abi bak istersen…

+Tamam lan geç otur!

 

-Usta öğrenci ne kadar?

+……………………………………………????? (Anlamsız bir bakış…)

 

 

Tekrar görüşmek üzere… Sevgi ve saygılarımla…

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*