Harbiye ve Anadilimiz

Merhaba, değerli takipçilerimiz;
Geçen yazımda bir şiire yer vermiştim, Harbiye’mle ilgili.Bu seferki konum;yerel dilin yeni nesil tarafından konuşulma oranı.Bu konuda gerek kendi ailemde, gerekse yakın çevremde gördüklerimden dolayı üzüntü duyuyorum.
Arkadaşlar; konuşmakta olduğumuz- büyüklerimizin bizimle iletişim kurmak için daha sıklıkla kullandıkları- dil, Arapça’nın yerel ve biraz değişime uğramış bir türü.Arapça ; tüm dünya literatüründe bilindiği gibi zengin ve geniş kapsamlı bir dil.Çoğumuzun bu dili tam olarak ve hakkıyla kullanamadığının farkındayım; ancak, bunun biraz da bizim ihmalimizden kaynaklandığı da su götürmez bir gerçek.
Okurlar tarafından yanlış anlaşılmak istemem.Konuyu ele almaktaki amacım, açıkçası daha çok kendimde fark ettiğim ve gözlemlerim sonucunda benim gibi birçok Harbiyelide var olan yerel dili konuşma eksikliğine biraz da olsa dikkatleri çekmektir.On Arapça kelimenin arasına 3-4 kelime Türkçeden devşirilmiş kelimeler eklemek eminim, çoğunuzun farkında olduğu bir durumdur.Bunun nedeninin de yine dilde sadece ebeveyn eğitimiyle yetinmiş olmamız ve bunun yeterli olduğunu düşünmemiz olduğunu düşünüyorum.Bir kısım yakınlarımdan duyduğum ve yanlışlığı konusunda ikna edemediğim bir önyargı daha var .Çocuklarına dilimizi öğretmemiz gerektiği konusunda tavsiyede bulunduğumda karşılık olarak gelen şu cümleler , nasıl etki altında kaldığımızın ve dilin öneminin farkında olmadığımızın bir kanıtı gibi : “ İkinci dili öğrenince Türkçeyi düzgün konuşamayacak.Dilinde çok fazla şive etkisi olacak.” vb acı yanılgılar…
Bir Türkçe Öğretmeni olarak, bu yanılgının giderilmesi açısından şu açıklamayı yapmayı kendime bir görev biliyorum.Hiçbir dili, o dile ait yeterli pratiği yapmadan, hakkında yeterince bilgi sahibi olmadan ve kelime hazinenizi geliştirmeden kusursuz bir şekilde konuşabilmek mümkün değildir.Bir dil uzmanı değilim ; ama ,bunları bir dilin bilgisini aktarmaya çalışan bir eğitmen olarak söyleme hakkını buluyorum kendimde.Türkçede de, diğer dillerde de o dili en iyi şekilde konuşmanın en iyi yolu ; o dille ilgili yeterince donanıma sahip olmaktır.Çocuklarımıza yani yeni nesle dilimizi öğretelim.Onları bu doğal haklarından mahrum bırakmayalım.Onlara iyi niyet gösterdiğimizi sanırken zarar vermeyelim.Düşünce dünyalarına katabileceğimiz o zenginliği onlara çok görmeyelim…M.K. Atatürk bir sözünde dille ilgili şunu söylemişti :“Yaşamak isteyen uluslar tarihleri ile tarihlerini her alanda yaşatan dillerine sağlam sarılırlar.” Her milletin ayrı bir zenginliği olduğunu, bilinen ve dimağda yer alan her dilin insana ne denli önemli şeyler kattığını yeni nesle aktarmamız gerektiğini düşünüyorum.Aksaklıklar, eksiklikler, yanlışlıklar düzeltilebilir. Bir zaman geçtikten sonra yapılmayan şeylerin pişmanlığı, yapılmışların düzeltilmesinden daha ağırdır, diyebilirim.
Umarım çok geç olunmadan bu eksikliğin giderilmesi için bir adım atılması konusunda biraz da olsa ikna edici olabilmişimdir. Kültürümüzü ne kadar aktarırsak, o kadar var oluruz. Ne kadar var olursak, dünya o kadar yaşanabilir ve zengin bir hâl alır.
Sizi gönüllerinizin ve dilinizin zenginliği ile baş başa bırakıyor, sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum..

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*