Karagöz İle Hacivat Konuşmaları

 Davul Bahşişi

(İki arkadaş konuşarak yürüyorlar.)

HACİVAT – Aman Karagöz’üm, beni bazen kızdırsan da seni görünce rahatlıyorum, Nasılsın?…

KARAGÖZ – Teşekkür ederim, iyiyim Hacı Cavcav!

HACİVAT – Hayrola, kendi kendine niye gülüp duruyorsun?

KARAGÖZ – Başıma gelenleri hatırladıkça gülmeden edemiyorum. Hah hah hah!…

HACİVAT – Hah hah hah!… Demek seni bu kadar çok güldürecek kadar tuhaf şeyler oldu.

KARAGÖZ – Pataklarım ha, sen gülme!

HACİVAT – Canım nasıl gülmeyeyim, baksana çok komikmiş…

KARAGÖZ – Köftehor, daha beni dinlemeye başlamadan neye gülüyorsun?

HACİVAT – Tamam efendim, gülmüyorum. Haydi anlat?…

KARAGÖZ – Biliyorsun, Ramazan gelince benim dededen kalma davulu köşesinden çıkarıyorum.

HACİVAT – İyi yapıyorsun Karagöz’üm! Davulsuz Ramazan tuzsuz yemeğe benziyor.

KARAGÖZ – İyi ya, ben de ilk günden davulumu gümbürdettim ki Ramazan şenlenir oldu.

HACİVAT – Aferin, eline koluna sağlık!… Sonra?…

KARAGÖZ – Dinleyeceksen çeneni kapat Hacı Cavcav!

HACİVAT – Kapattım!…

KARAGÖZ – Dün de davulumu sırtlayıp düştüm yollara… Komşu mahallede kapı numarası ile başlayıp salladım tokmağı…

HACİVAT – Aman çal davulu Karagöz’üm, çal ki şu güzel Ramazan âdetimiz unutulmasın!

KARAGÖZ – Pataklarım ha, yine çenen açıldı!

HACİVAT – Canım efendim, verdiğin bilgilere senin adına seviniyorum da konuşmadan edemiyorum.

KARAGÖZ – Davulun sesi bir güzel çıkıyor ki Hacı Cavcav, keyfime değme gitsin!…

HACİVAT – Oh oh, maşallah, gelsin bahşişler!…

KARAGÖZ – Bahşişler geldi de… Evin birisinde başıma bilsen ne işler geldi.

HACİVAT – Aman Karagöz’üm, yanlışlık mı oldu?

KARAGÖZ – Yanlışlık falan olmadı da… Huysuz Haydar beyin kapısında işler karıştı. Evde sesler var, bekle bekle bahşiş yok…

HACİVAT – Efendim yoksa geç öteki kapıya… Herkes zorla para vermek zorunda değil ki…

KARAGÖZ – Bana bak, alamadığım bahşişleri sonra senden isterim ha! Köftehor, vermeyeceklerse önceden söylesinler de boşuna tokmak sallamayayım.

HACİVAT – Sen de haklısın Karagöz’üm! Pekâlâ, bekleyince ne oldu?

KARAGÖZ – Ne olacak, ben davul çalmaya devam edince üstüme pencereden bir kova suyu boşalttı.

HACİVAT – Çok ayıp etmiş ama bir şeye mi sinirlenmiş?

KARAGÖZ – Ben kapısında davul çalmadan az evvel evini soyan hırsıza sinirlenmiş Hacı Cavcav!

HACİVAT – Canım olsun, hırsıza kızıp davulcunun başına su boşaltılır mı?

KARAGÖZ – Hay hay, boşaltılmaz ya… Huysuz Haydar beyin bütün parası çalınmış da bana verecek bahşiş bile kalmamış…

HACİVAT – Vah vah vah!… Pekâlâ sen ne yaptın?

KARAGÖZ – Ne bileyim!… Kafama su boşaltacağına, pencereden soyulduğunu söylesene, topladığım bahşişleri de verirdim.

HACİVAT – Aferin Karagöz’üm! Eeee, sonra?…

KARAGÖZ – Ben inadına kapıda çalmaya devam ediyorum.

HACİVAT – Şey, davulun ıslanmamış mı?

KARAGÖZ – Önce ıslanmamıştı. Çalıp söylediğim mâniyi duyunca kafama bir kova daha su boşlattı.

HACİVAT – Ne mânisi söyledin bakayım?

KARAGÖZ – Yarım kaldı uykusu,
Sardı bahşiş korkusu,
Haydar Bey pencereden
Başıma boşalttı su.

HACİVAT – Allah iyiliğini versin Karagöz’üm!… (Konuşarak yürümeye devam ederler.)

hacivatkaragoz2


Kurbanlık Koç

HACİVAT – (Gelir ve söylenir.) Allah Allah, her halde yanlış görmüyorum ama Karagöz buralarda ne geziyor acaba? Aaaa, yanında bir de kocaman boynuzlu, kınalı bir koç var. (Seslenir) Karagöz’üm merhaba!..

KARAGÖZ – Hoş geldin suda pişmiş balkabağı!…

HACİVAT – Aman efendim, perdede değiliz güzel konuş!

KARAGÖZ – Köftehor, perdede değiliz ama sen beni yine her yerde rahatsız ediyorsun.

HACİVAT – Canım, rahatsız olacak ne var? Geçerken seni görüp “Merhaba!…” dedim o kadar…

KARAGÖZ – Öyleyse sana bana merhaba! Haydi yoluna git!

HACİVAT – Zaten gideceğim de… Buralarda ne yapıyorsun diye merak ettim?

KARAGÖZ – Pataklarım ha, ne yaptığımı görmüyor musun?

HACİVAT – Görüyorum ama Karagöz’üm doğrusu bir şey anlayamıyorum. Bir defa Kurban Bayramı geçti. Sonra senin yedi yüz yıldır böyle bir koçla gezerken ilk defa görüyorum.

KARAGÖZ – Ne olmuş?…

HACİVAT – Ne olmuşu var mı? Yani bu koç neyin nesi?

KARAGÖZ – Babasının oğlu… Köftehor, onu ben doğurmadın ki neyin nesi olduğunu bileyim.

HACİVAT – Efendim, anlatamadım galiba… Neden beraber dolaşıyorsunuz?

KARAGÖZ – Birbirimizi kaybetmemek için Hacı Cavcav!

HACİVAT – Allah iyiliğini versin, yine anlatamadım! Yani bu koçu neden gezdiriyorsun?

KARAGÖZ – Bende onu yemle besleyecek para var mı! Yeşil salata, karpuz kabuğu falan bulup yediriyorum. Açlıktan ölürse sahibine ne cevap veririm. Hayvana da yazık olur.

HACİVAT – Bu koç senin değil mi?

KARAGÖZ – Patakların ha! Ekmek Parası zor buluyorum. Bu koçu nasıl alacağım, alay mı ediyorsun?

HACİVAT – Alay olur mu Karagöz’üm! Fakat senin olmadığına göre sahibinden her halde para alacaksın?

KARAGÖZ – Ne parası?…

HACİVAT – Koçu dolaştırıp karnını doyuruyorsun diye…

KARAGÖZ – Sana öyle mi söyledi Cavcav?…

HACİVAT – Kim?…

KARAGÖZ – Bu koçun sahibi?

HACİVAT – Anlayamadım, yani sen bu koçun sahibini de mi tanımıyorsun?

KARAGÖZ – Köftehor, sahibini tanısam is aramayı bırakır, uyuklamayı terkeder böyle ortalıkta dolaşır mıyım? Üstelik bu hayvanın yanında pek eğilmeye de gelmiyor. Arkadan insanın poposuna öyle vuruyor ki… Üç defa onun yüzünden kaldırımları yaladım.

HACİVAT – Vah vah vah, geçmiş olsun Karagöz’üm!

KARAGÖZ – Sağolasın!…

HACİVAT – Fakat benim aklım iyice karıştı. İkiniz böyle daha ne kadar beraber dolaşıp duracaksınız.

KARAGÖZ – Yorgunluktan bir yere düşüp bayılana kadar…

HACİVAT – Canım şakayı bırak!

KARAGÖZ – Köftehor, anlamıyor musun bir yandan da sahibini arıyoruz.

HACİVAT – Bak bu doğru… Ayrıca sahibi belki sizi görüp koçunu tanır da sana bolca bahşiş verir

KARAGÖZ – Âmin!… Ne kadar bahşiş verir?

HACİVAT – Bilemem ama yine aklıma bir soru takıldı?

KARAGÖZ – Aklına boru mu takıldı?…

HACİVAT – Saçmalama!… Söyle bakalım sen bu koçu nerede buldun Karagöz’üm?…

KARAGÖZ – Nerede olacak, bayramın ilk günü seninle bayramlaşıp bahçenizden yola çıktım ki peşimden geliyor. Ayıp olmasın diye “Git” diyemedim.

HACİVAT – Allah iyiliğini versin, desene bu bizim kaybolan koçumuz! Ver bakayım ipi! (Koçu alıp gider.)

KARAGÖZ – (Seslenir.) Hacı Cavcav, Benim bahşiş ne olacak?… (Gider)

hacivatkaragoz3


Bayramlaşma Bayramı

(Karagöz gelir, içeri girerler.)

HACİVAT – Karagöz’üm hoş geldin!…

KARAGÖZ – Hoş bulduk Hacı Cavcav, hoş bulduk!… Ver elini öpeyim!

HACİVAT – Efendim, bu ne el öpmesi?…

KARAGÖZ – Pataklarım ha, öğrenemedin mi? Bayramlaşma el öpmesi tabi…

HACİVAT – Tamam, biliyorum da, bayramın daha ilk gününde bu kaçıncı bayramlaşma?

KARAGÖZ – Köftehor, kaçıncı olursa olsun, bayramlaşma kötü mü?

HACİVAT – Canım kötü olur mu? Bayram güzel, bayramlaşma çok güzel ama…

KARAGÖZ – İyi ya, benim bayramın ilk günü fırsat buldukça senin elini öpmem de hepsinden güzel…

HACİVAT – Artık yeter efendim! Bayram namazından sonra sabah câmide bayramlaştık.

KARAGÖZ – Yalan söyleme! Bayram bahşişi almak herkesin içinde ayıp olur diye dışarıda bayramlaştım.

HACİVAT – Her ne ise… Beraber yürüdük, evlerimize ayrılırken tekrar bayramlaştın! Yine ses çıkarmadım.

KARAGÖZ – Hele ses çıkar da göreyim. “Hacivat benimle bayramlaşmıyor, elini öptürmüyor” diye bağırırım.

HACİVAT – Zaten ben de, sana inanan çıkar da eşe dosta bayram günü rezil olurum diye çekiniyorum.

KARAGÖZ – İyi yapıyorsun Hacı Cavcav!…

HACİVAT – İyi yapıyorum ya, durmadan elini öpen sadece sen olsan ona da razıyım. Çocukların torunların daha câmide iken senin arkanda kuyruk olmaya başladı.*

KARAGÖZ – Ağzını bozma, bayram demem pataklarım. Köftehor ben kedi miyim de arkamda kuyruk uzasın?

HACİVAT – Yani, sen elimi öperken bir bakıyorum ki onlar da arkanda sıraya girmişler.

KARAGÖZ – Ne olacak ya?… Senin arkanda sıraya girecekler de, senden sonra ben çocuklarımın, torunlarımın mı elini öpeceğim?

HACİVAT – Allah iyiliğini versin! Öyle değil… Yani onların da senden sonra el öpmelerine de bir şey dediğim yok amma.

KARAGÖZ – Eeee, amması ne demek oluyor?

HACİVAT – Bahşişini almadan önümden çekilmiyorsunuz.

KARAGÖZ – Senin iyiliğin için öyle yapıyoruz.

HACİVAT – O nasıl oluyor bakalım?

KARAGÖZ – Köftehor, el öpüp de bayram bahşişimizi almasak görenler ne der?

HACİVAT – Hiçbir şey demezler…

KARAGÖZ – Ben öğretirim. “Hacivat, bayramda elini öpen Karagöz ile çocuklarına ve torunlarına bahşiş vermedi, çok ayıp etti” derler.

HACİVAT – İşin aslını astarını bilmezlerse tabii ayıplarlar. Fakat ben de senin çocuklarını torunlarını peşine takıp, benden bahşiş almak için kaç defa elimi öptüğünü söylersem ya sana ne derler?

KARAGÖZ – Bir şey demezler, beni ayıplamazlar.

HACİVAT – Allah Allah, neden?…

KARAGÖZ – Köftehor, sen Hacivat’sın, Ben Karagöz’üm!… Hem gülüp geçerler, hem de “Aferin, Karagöz ne akıllı, işini bilen adammış…” derler.

HACİVAT – Hiç güleceğim yoktu. Hah hah hah!…

KARAGÖZ – Hah hah ya, ben seni şimdi iyi güldürürüm. Unuttum zannetme de hele şu el öpme bayram bahşişimi ver bakalım Hacı Cavcav!

HACİVAT – Pekâlâ, az olacak ya kusura bakma! (Verir.)

KARAGÖZ – Zararı yok, üstünü sonra tamamlarsın! (Alır.)

HACİVAT – Nasıl oldu da bu sefer yalnız geldin?

KARAGÖZ – Kim dedi yalnız geldiğimi? Çoluk çocuk da yola çıkmışlardır. Sen paraları hazırla.

HACİVAT – Aman Allah’ım, sen bana sabır ver!

KARAGÖZ – Tamam Hacı Cavcav, anlaştık! Allah sana sabır versin, sen de bize her bayramda el öptükçe bahşiş ver. (Karagöz ve sonra Hacivat giderler.)*

1 Comment on Karagöz İle Hacivat Konuşmaları

  1. KARAGÖZÜN İĞNESİ

    Hacivat birkaç gündür görmediği Karagöz’ü sağda solda arar, bulamaz. Sorar soruşturur bilen, gören yoktur. Son çare olarak evine gider. Karısı Karagöz’ün üç gündür evin samanlığında olduğunu ve yemeğini bile orada yediğini söyler. Hacivat bahçeden samanlığa geçer. Karagöz samanların arasında birşey aramaktadır. Ama ne?

    Hacivat: ” Selam Karagözüm, ben geldim, selam. ”
    Karagöz: ” Hay Selami’nin kara kellesi. Sen misin Hacivat? ”
    Hacivat: ” İyi günler Karagözüm, iyi günler. ”
    Karagöz: ” Güller iyidir de ben papatyayı pek severim. ”
    Hacivat: ” Aman Karagözüm, neden o? ”
    Karagöz: ” Papatyanın yapraklarını seviyor, sevmiyor diye koparıyorum, hep Hacivat beni sevmiyor çıkıyor. ”
    Hacivat: ” Olur mu Karagözüm? Ben seni çok severim. Bunu cümle alem bilir. ”
    Karagöz: ” Düğmeci Adem bilir ama ben bilmiyorum. Beni sevmeyeni ben de sevmem. ”
    Hacivat: ” Yapma. ”
    Karagöz: ” Yaptım bile. ”
    Hacivat: ” Etme. ”
    Karagöz: ” Ettim bile. ”
    Hacivat: ” Papatya falına inanma. ”
    Karagöz: ” Ee kime inanacağım? ”
    Hacivat: ” Bana inan Karagözüm. ”
    Karagöz: ” O zaman sevdiğini ispat et. Bir şey istesem yapar mısın? ”
    Hacivat: ” Emrin olur. Ne istersen yaparım. ”
    Karagöz: ” Samanların arasına iğne düşürdüm. Bul iğneyi, ispatla sevdiğini. ”
    Hacivat: ” Aman Karagözüm, samanlıkta iğne aranır mı? ”
    Karagöz: ” Aranır, ben üç gündür arıyorum. ”
    Hacivat: ” Aradın da buldun mu? ”
    Karagöz: ” Bulamadım. Sanki iğne samana dönüşmüş. ”
    Hacivat: ” O iğne ne iğnesiydi? ”
    Karagöz: ” Arı iğnesi değil herhalde , dikiş iğnesiydi. ”

    Ben şimdi o iğneyi bulurum, diyen Hacivat samanlıkta iğne aramaya başlar. Birkaç dakika sonra her zaman yakasında bulundurduğu dikiş iğnesini, işte iğneni buldum, diyerek Karagöz’e verir. Karagöz buna çok sevinir ve Hacivat’ı alnından öper. Hacivat Karagöz’ün koluna girerek bahçeye çıkarır. Altlarına birer sandalye çekip otururlar. Karagöz karısına seslenir ve hanım bize iki çay yap, der. Çaylar gelinceye kadar onlar sohbeti o kadar koyulaştırırlar ve şakalaşmalarını o kadar ağırlaştırırlar ki, dünyanın gelmiş geçmiş en somurtkan insanını kahkahalarla güldürecek düzeye erişirler.

    KARAGÖZ İŞSİZ

    Uzun zamandır işsiz olan ve geçim zorluğu çeken Karagöz hanımını ve oğlu Yaşar’ı köye, babasına gönderir. İş aramaktan bıkar, yalnızlıktan sıkılır ve yolda rastladığı Hacivat’ı evine çay içmeye davet eder. Eve gelince bakar çay ve şeker kavanozları bomboştur. Hacivat’a durumu anlatmak zor olacağı için, ne yapacağını bilemez. Mutfakta çaresiz beklemeye başlar. Daha sonra Hacivat odadan bağırır:

    ” Haydi Karagözüm, çay demlendiyse getir de içelim. ”

    Bunun üzerine Karagöz Hacivat’ın yanına gelir ve sorar: ” Çayı kaç şekerli içersin? ”
    Hacivat: ” Ben çayı çok şekerli içerim. ”
    Karagöz: ” Çok şekerli mi? Çokşeker Arif çay bardağına sığmaz ki. ”
    Hacivat: ” O zaman çift şekerli olsun. ”
    Karagöz: ” Çiftelerin Şakir İzmir’e taşındı. ”
    Hacivat: ” Bari tek şekerli olsun. ”
    Karagöz: ” Şekersiz içsen. ”
    Hacivat: ” Amma yaptın ha! Şekersiz çay mı içilirmiş? ”
    Karagöz: ” Anla işte, evde şeker yok. ”
    Hacivat: ” Çay demlenmiştir. Bardağa koy da getir bakalım. ”
    Karagöz: ” Evde çay yok ki. Ocağı yakmadım. ”
    Hacivat: ” Bir de soruyorsun, çayı kaç şekerli içersin diye? ”
    Karagöz: ” İnan Hacivat, evde çay ve şekerin bittiğini bilmiyordum. ”
    Hacivat: ” Sizinkileri köye gönderdiğini duydum. ”
    Karagöz: ” Doğrudur, burada aç kalmasınlar diye. ”
    Hacivat Karagöz’ün eline birkaç akçe sıkıştırır:
    ” Git bakkaldan çay, şeker, ekmek, peynir falan al. ”

    Karagöz bir koşu Hacivat’ın dediklerini alır, gelir. Ocağı yakar, çayı demler. Birlikte çay içerler, peynir, ekmek yerler. Hacivat çayları çok şekerli içer. Karagöz’ün ise, çayları tek şekerli içmesinin nedeni Hacivat’ın aldığı yarım kilo şekerin bitmesini istemediğinden.

    Hacivat ertesi gün Karagöz’e bahçıvanlık işi bulur. Karagöz çalışmaya başlar. Haftalığını alınca hanımını ve oğlunu köyden getirtir. Böylelikle Karagöz ailesi normal günlük yaşantılarına dönerler.

    SON

    KARAGÖZ EZAN OKUYOR

    Karagöz iddia üzerine minareye çıkıp öğle ezanı okumaya başlar. Fakat ezanın yarısında takılır, kalır. Gerisini unutmuştur. Sil baştan tekrar okur, yine aynı yerde takılır. Bu böyle devam eder. Karagöz ezanı bir türlü tamamlayamaz. Cemaat namaza başlamak için, ezanın bitmesini beklemektedir. Zaman geçtikçe homurtular artar.

    Hacivat aşağıdan Karagözüm şöyle de, sonra bunu de diye bağırarak yardımcı olmak ister. Sonunda ezanı bırakan Karagöz, beni sen şaşırttın diyerek minareden Hacivat’ın üstüne atlar. Boğuşmaya başlarlar. Cemaat araya girer ve Hacivat’ı Karagöz’ün elinden kurtarır. Bu sefer Karagöz daha da sinirlenir ve cemaatı sille tokat döver. Cemaat ve Hacivat kaçıp giderler. Daha sonra minareye çıkan Karagöz ezanı güzelce okur ve derin bir oh çeker.

    SON

    HACİVAT’IN İPİ

    Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşırlar. Karagöz’ün telaşlı olduğunu gören Hacivat sorar: ” Hayrola Karagözüm, nereye böyle? ”
    Karagöz: ” Bahçedeki kuyudan su çekerken ip koptu. Kova kuyuya düştü. İp almaya gidiyorum. ”
    Hacivat: ” Evde sağlam bir ip var. Onu sana vereyim. Ben ipin ucunu tutarım, sen kuyuya inersin. ”
    Karagöz: ” Ben senin ipinle kuyuya inmem. ”
    Hacivat: ” Aman Karagözüm, bana hiç mi itimadın yok?
    Karagöz: ” Hı. ”
    Hacivat: ” Yani bana hiç mi güvenin yok? ”
    Karagöz: ” Yok, çünkü ben kuyuya inince ipin ucunu bırakırsın, aşağıda kalırım. ”

    Hacivat ağzı bir karış açık Karagöz’e bakakalır. Bu sefer Karagöz sorar:
    ” Söyle bakalım Hacivat, sen benim ipimle kuyuya iner misin? ”
    Hacivat: ” İnerim. ”
    Karagöz: ” Ya bıçakla ipi kesersem. ”
    Hacivat: ” Öyle bir şey yapmazsın Karagözüm. Ben sana güvenirim. ”
    Karagöz: ” Ben de düne kadar sana güvenirdim ama gece rüyamda kuyuya indiydim de beni kuyuda bıraktıydın. Artık güvenim kalmadı. ”
    Hacivat: ” Rüyandaki ben değildim, gerçekler rüyadan farklı olur. ” diyerek uzun süre dil döker, sonunda Karagöz’ü ikna eder ve evden ipi alıp gelir. Bahçedeki kuyuya Karagöz Hacivat’ın ipiyle iner. Hacivat ipin ucunu bırakıp kaçar. Karagöz’ün bağırması üzerine komşular gelip onu kuyudan çıkarırlar. Altı ay ne Karagöz Hacivat’ı, ne de Hacivat Karagöz’ü arayıp sormaz. İlk defa bu kadar uzun süre küs kalırlar.

    SON

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: BİZANS ALTINI

    Karagöz bir gece rüyasında kendini Pınarbaşı Meydanı’nda toprağı kazarken görür. Kazar, kazar ve sonunda bir küp Bizans altını bulur. Çok sevinir ve oynamaya başlar. Daha sonra kanter içinde uyanır. Sabahı bekleyemez, alacakaranlıkta kazmayı, küreği kapar ve yola çıkar.

    Karagöz Pınarbaşı Meydanı’na geldiğinde acele tarafından kazmayı toprağa vurur. Kazdıkça kazar. Sabahleyin işe giden Bursalılar, Karagöz’ü görürler. Toprağı neden kazdığını sorarlar. Karagöz rüyasını anlatır. Adamlardan bazıları Karagöz’e katılır. Onlar da kazma, küreklerini alıp gelirler ve biri o yanda, biri bu yanda kazmaya başlarlar.

    Öğle vaktine doğru Hacivat olaydan haberdar olur. Evde bulunan babadan kalma bir Bizans altınını cebine koyar ve yola çıkar. Hacivat geldiğinde Karagöz rüyasını ona da anlatır. Hacivat sırf muziplik olsun diye dinlenen birinin kazmasıyla toprağı biraz kazar ve altın buldum diye bağırır. Yanındaki Bizans altınını gösterir. Buna sevinen Karagöz altını alır, cebine atar ve orayı daha derin kazmaya başlar.

    Akşam üstüne doğru meydan baştan aşağı kazılır ama başka altın bulan olmaz. Karagöz tamam der ve işi bırakırlar. Karagöz meydandan ayrılmadan Hacivat önüne çıkar:

    ” Aman Karagözüm, ben şaka yapmıştım. Altını evden getirmiştim. Altınımı ver de gideyim, ” der.
    Karagöz: ” Oldu mu şimdi Hacivat? Altını burada buldun. ”
    Hacivat: ” Hayır, hayır, ben onu evden getirmiştim. ”
    Karagöz: ” Senin evde altın ne arar? Bu altın rüyamda gördüğüm altınlardan biri. ”
    Hacivat: ” Aman Karagözüm, etme, eyleme, beni buraya geldiğime pişman etme. ”

    Oradaki adamlar Karagöz’den yana taraf olunca Hacivat susar ve bir kenara oturup ağlamaya başlar. Karagöz altını epey bir akçe karşılığında satar. Kışın dört ay evde sırtüstü yatar, çalışmaz ve akçeleri bitirir. Yazın gelmesiyle birlikte iş aramaya başlar.

    SON

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: TUZSUZ DELİ BEKİR

    Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşırlar. Ramazan ayının birinci günüdür.
    Hacivat sorar: ” Ramazan-ı şerifler hayrolsun Karagözüm. ”
    Karagöz: ” Sen ne diyorsun Hacivat? Ramazanla şerif neden kaybolsun? ”
    Hacivat: ” Ramazan’ı şerifler hayrolsun. Hayırlı ramazanlar. ”

    Derdi dağlardan büyük olan Karagöz Hacivat’ın ne dediğini yine anlayamaz: ” Ramazanların hıyar tarlası mı? Ne bileyim nerdedir? ”
    Hacivat: ” Yani oruç ayına girdik Karagözüm. ”
    Karagöz: ” Hı. ”
    Hacivat: ” Oruçlu musun Karagözüm? Gece sahura kalktın mı? ”
    Karagöz: ” Gece sabaha kadar uyuyamadım. Bir aralık dalmışım. Kötü bir rüya gördüm. Adamın biri, beni kesiyordu. ”
    Hacivat: ” Hayrolsun diyecektim. Ama böyle rüyanın hayrı olmaz ki. ”
    Karagöz: ” Hayri’yi rüyanda mı gördün? ”
    Karagözün hey heylerde olduğunu anlayan Hacivat hey heylere hay hay der geçer.
    Hacivat: ” Karagözüm, rüyanda seni kim kesiyordu? ”
    Karagöz: ” Adamın biri. ”
    Hacivat: De hadi Karagözüm. Ağzımdan laf çikmaz bilirsin. ”
    Karagöz: ” Şu Tuzsuz Deli Bekir. Rüyama kadar girdi. ”
    Hacivat: ” Ne demek rüyama kadar girdi? Gerçek hayatta da mı keskinleri oynadı? ”

    Karagöz anlatmaya başlar: ” Yazın bir ara işsizdim. Tuzsuzdan borç almıştım, ödeyemedim. İkidir gelir kapıyı tekmeler, açmadım diye kızar bağırır. Yolda önüme çıktı, kaçtım, kurtuldum. ”
    Hacivat: ” Eee sonra ne oldu? ”
    Karagöz: ” Dün çıkmaz sokakta kıstırdı beni. Hani para dedi. Bıçağını çıkardı, ileri geri salladı. Bir böbrekten, bir ciğerden dedi. ”
    Hacivat: ” Elinden nasıl kurtuldun? ”
    Karagöz: ” Yarın söz dedim. Paranı vermezsem bildiğin gibi yap dedim. ”
    Hacivat: ” O ne dedi? ”
    Karagöz: ” Parça mı olsun, kuşbaşı mı dedi. ”
    Hacivat: ” Karagözüm, senin borcun ne kadardı? ” diye sorar.

    Karagöz borcunu söyler. Hacivat, Karagöz’ün borcunu son kuruşuna kadar eline sayar. Karagöz buna çok sevinir. Daha sonra evinin yolunu tutar. Tahmini doğrudur. Tuzsuz Deli Bekir, elinde bıçağı, kapının önünde bağırıp çağırmaktadır. Karagöz, Bekir Efendi deyip paraları gösterince Tuzsuz bıçaklı elini arkasına saklar: ” Vay Karagöz, borcunu getirdin galiba. ”
    Karagöz: ” Evet, borcum, al say, hepsi tamamdır. ”
    Tuzsuz parayı sayar: ” Evet, tamam, der, borç morç kalmadı. ”
    Karagöz: ” Bir daha senden borç almam. Bu son olsun. ”
    Tuzsuz: ” Vay köfte vay, bir de haklı çıkarsın ha. Ben de sana borç verirsem elim bıçak tutamasın. ” der ve bıçağını çıkarır. Karagöz eve kaçar. Kapıyı sürgüler. Kapının önünde nara atan, tehditler savuran Tuzsuz Deli Bekir daha sonra evin önünden uzaklaşır. Böylelikle Karagöz kurtulur.

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: AYAKLI KÜTÜPHANE

    Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşırlar.
    Karagöz: “Hacivat, evi taşımışsın? ”
    Hacivat: ” Doğru taşıdım. ”
    Karagöz: ” Nereye taşıdın. ”
    Hacivat: ” Şu kilisenin beş ev yukarısına. ”
    Karagöz: ” Kilis’e mi taşındın? ”
    Hacivat: ” Kilis demedim Karagözüm. Kilise dedim. ”
    Karagöz: ” Kilis’e taşındığına göre Konya’yı görmüşsündür. ”
    Hacivat: ” Konya da nereden çıktı? ”
    Karagöz: ” Kilis’e giderken kervan Konya’dan geçer. ”
    Hacivat: ” Ne Konya’sı, ne kervanı? ”
    Karagöz: ” Mervan dayım Konya’da otururdu. Çocukken gitmiştik. ”
    Hacivat: ” Dayının adı Mervan mıydı? ”
    Karagöz: ” Van daha ilerde Acem sınırında. ”
    Hacivat: ” Eee? ”
    Karagöz: ” Orada bir göl varmış. Deniz kadar büyükmüş. ”
    Hacivat: ” Göl deniz kadar büyük olur mu? Deniz gölden büyüktür. ”
    Karagöz: ” Marmara Denizi, Ege Denizi. ”
    Hacivat: ” …. ”
    Karagöz: ” Karadeniz, Akdeniz. ”
    Hacivat: ” Bunları niye sayıyorsun? ”
    Karagöz: ” Saymayı bilirim, bir, iki, üç. ”
    Hacivat: ” Sonra. ”
    Karagöz: ” Üç, iki, bir. ”
    Hacivat: ” Sonrası yok mu? Sen kaça kadar okudun? ”
    Karagöz: ” Üçe kadar. Matematikte birinciydim. ”
    Hacivat: ” Belli, sondan birinci. ”
    Karagöz: ” Okumam da iyidir. ”
    Hacivat: ” Şu dükkanın levhasını oku bakalım. ”
    Karagöz: ” Kem küm. ”
    Hacivat: ” Sonra. ”
    Karagöz: ” Ham hum. ”
    Hacivat: ” Senin neden üçe gidemediğin belli. ”
    Karagöz: ” Üçe gidecektim ama evden göndermediler. ”
    Hacivat: ” Neden? ”
    Karagöz: ” Çok şey öğrenmiştim, beynim dolmuştu. ”
    Hacivat: ” Yapma ya? ”
    Karagöz: ” Bana ayaklı kütüphane diyorlardı. ”
    Hacivat: ” Ayaklı kütüphane ha? ”
    Karagöz: ” Sen de bir şey bilmiyorsun Hacivat? Sen kaça kadar okudun? ”
    Hacivat: ” Beşi bitirdim. ”
    Karagöz: ” Beşİ mi? Ben senden çok okumuşum. ”
    Hacivat: ” Vay vay! Üç mü büyük, beş mi? ”
    Karagöz: ” Sen de amma cahilsin be Hacivat. Tabi ki üç büyük. ”

    SON

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: KOCA KAFALI BİR KELEŞ

    Hacivat: ” Gökyüzünde yıldız var, ay var. ”
    Karagöz: ” Yeryüzünde baldızımın yaptığı çay var. ”
    Hacivat: ” Gökyüzünde bulut var, güneş var. ”
    Karagöz: ” Yeryüzünde unutma keleş var. ”
    Hacivat: ” Karagözüm, keleş mi var? ”
    Karagöz: ” Var tabi, koca kafalı bir keleş var. ”
    Hacivat: ” Acaba kim ki bu keleş? ”
    Karagöz: ” Kim olacak tabi ki sen. ”
    Hacivat: ” Aman Karagözüm, kafan benimkinden büyüktür. ”
    Karagöz: ” Çaresiz kaldığın için, şu attığın çığlıktır. ”
    Hacivat: ” Senin denizin bitmiş, çırpındığın sığlıktır. ”
    Karagöz: ” Sığır sana derler, benden fışkıran sağlıktır. ”
    Hacivat: ” Sığır bana mı derler? Ben sığır falan değilim. ”
    Karagöz: ” Sağır değilsin ama sığır olduğun muhakkak. ”

    Bana nasıl sığır dersin diyen Hacivat, Karagöz’ün yüzüne sert bir tokat vurur. Karagöz yere yuvarlanır, ayağa kalkar. Sol eli sol yanağının üstündedir.
    Karagöz: ” Aman Hacivat, bana vurdun. ”
    Hacivat: ” Sen de dayak istedin durdun. ”
    Karagöz: ” Zalim Hacivat, bana vurma. ”
    Hacivat: ” Senin uçarken gördüğün telli turna. ”
    Karagöz: ” Hamama gittim, yoktu boş kurna. ”
    Hacivat: ” Ben seni bilirim, çalar durursun zurna. ”
    Karagöz: ” De git Hacivat, alırım seni ayağımın altına. ”
    Hacivat: ” O biraz zor, bugün üzüm şerbeti içtim. ”
    Karagöz: ” Tarlada buğday, başak mı biçtin? ”
    Hacivat: ” Karagözüm, bugün çok saçmaladın. ”
    Karagöz: ” Hacivatım, seçmeyi bilemedin. ”
    Hacivat: ” Yanlışta olan ben değilim, sensin Karagözüm. ”
    Karagöz: ” Tepeni delerim, budur son sözüm. ”
    Hacivat: ” Karagözüm, barış yapalım, sun bana bir salkım üzüm. ”
    Karagöz: ” İki karış uzakta dur, bir bardak zıkkım çözüm. ”
    Hacivat: ” Nasıl olur, bir bardak zıkkım çözüm? ”
    Karagöz: ” İç zıkkımın kökünü, titrerken gör çözümü. ”
    Hacivat: ” Aman Karagözüm, zıkkım zehir olmasın? ”
    Karagöz: ” Zehir, tehir olmasın, bardağa dolsun. ”
    Hacivat: ” Dur Karagözüm, zehir bardağa dolmasın. ”
    Karagöz: ” O zaman Hacivat sessiz kalsın. ”
    Hacivat: ” Ağzıma fermuarı çektim, işte bak sustum. ”

    SON

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*